Suriye Göç ve Sığınma Tarihi – Syrien und Flucht

Suriye Göç ve Sığınma Tarihi

Bizler “Ayrımcılığın Gözlerine Bakmak” kulübü üyeleri olarak projemizin araştırma sürecinde göç sorunsalıyla ve göçün beraberinde getirdiği problemlerle de yakından ilgilendik. 13 Kasım 2019 tarihinde okulumuza gelerek bu konuda sunum yapan ve destek olan Zeynep Karaosman sayesinde Suriye’deki savaş öncesi dönem, savaşın çıkışı, çıkış nedenleri, etkileri ve tarafları olmak üzere birçok konuda bilgi sahibi olduk. Bu bağlamda aslında hiç yabancı olmadığımız ama haklarında bir o kadar da az ve ne yazık ki genelde de yanlış bilgiye sahip olduğumuz Suriyeli sığınmacılar hakkında bir yazı hazırladık. Bu yazımızı hazırlarken de 2011’den günümüze kadar süren savaş sebebiyle ülkelerini terk eden ve tek gayeleri hayatta kalmak ve insani koşullarda bir yaşam sürmek olan 6 milyona yakın  Suriyeli vatandaşın deneyimlerini göz önünde bulundurduk.

Suriye Hükümeti ve İç Savaşın Çıkışı*

1955 yılında iktidara geçen ve Mart 1971’de yapılan şaibeli bir halk oylamasıyla ölünceye kadar devlet başkanı ve bir diktatör olarak kalan Hafız Esad – şu anki devlet başkanı ve savaşın mimarı Beşar Esad’ın babası- halkın büyük çoğunluğunun korku içinde yaşamak zorunda kaldığı, ifade özgürlüğünün kısıtlandığı, yolsuzlukların ve ekonomik krizlerin baş gösterdiği bir polis devleti kurmuştur. 

Fakat Hafız Esad ölüp yerine oğlu olan Beşar Esad geldiğinde, ülkenin genel durumu daha da kaotik bir hale gelmiş, ciddi huzursuzluklar boy göstermiştir. 

Suriye’de 2011 yılının Mart ayından beri var olan kriz başlangıçta kabaca Arap Baharı’nın Suriye ayağı olarak görülmüştür. Fakat zamanla bu krizin boyutunun derinleşmesi ve gerekçelerinin mezhep çatışmasına (Alevi-Sünni) dayanmasıyla birlikte günümüzde de devam eden savaş patlak vermiştir. Tunus ve Mısır’da başlayıp, rejimlerin devrilmesiyle sonuçlanan Arap Baharı, Suriye’de 40 senedir devam eden diktatörlüğün artık sona ermesini isteyen ve daha iyi ve özgür bir ülkede yaşama haklarını savunan halk için bir umut teşkil etmiştir. 

*(Bu başlık altında yararlandığımız bilgiler derlenmiştir: Özdemir, Çağatay. “ Suriye’de İç Savaşın Nedenleri: Otokratik Yönetim mi, Bölgesel ve Küresel Güçler mi?”. Dergipark, 2016 Kış https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/301340 )

Beşar Esad Döneminde Suriye 

Savaş Öncesi*

2000 yılında Beşar Esad, başa geldiğinde özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisinin kuvvetlendirilmesine dayanan tam ölçekli neoliberal politikalar gerçekleştirilmiş, ancak bu reformlar refah politikalarıyla desteklenmediğinden bu durum, fakirliğin, işsizliğin ve gelir dağılımı dengesizliğinin artmasına neden olmuştur. Tıpkı babası gibi Beşar Esad da kendi rejimini şaibeli seçimler aracılığıyla meşru kılmaya çalışmıştır. Siyasal katılımın azlığı, kamu taleplerinden doğan korku ve alınan çeşitli politik önlemler rejimin otoriterleşmesine sebep olmuştur. Bu sırada olağanüstü hal durumu etkin biçimde sürdürülmüştür.Pek çok güvenlik organı insanları tutuklama emri olmaksızın tutuklamaya başlamış, özellikle İslamcı ve Kürt muhalif gruplar uzun süre hapis altında tutulmuşlardır. 

Böylesi baskıcı bir rejimin altındayken Arap Baharı Suriye’de 40 senedir devam eden diktatörlüğün artık sona ermesini isteyen ve daha iyi ve özgür bir ülkede yaşama hakkını savunan genç aktivistler için umut olmuştur. 2010 yılı Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve daha sonra Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün, Yemen, Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta meydana gelen küçük ya da büyük halk ayaklanmalarına genel olarak “Arap Baharı” denilmektedir (Sağsen, 2011). Arap Baharı; Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve eşitlik talepleri doğrultusunda kendi yönetimlerine karşı bir nevi isyan hareketidir.  Bu nedenle Arap Baharı’nın Suriye’ye gelmesiyle birlikte halkın baskıcı rejimi devirmeye yönelik inancı da artmıştır. Peki her şey nasıl başladı?

*(Bu başlık altında yararlandığımız bilgiler derlenmiştir:  Karkın Veysel, Yazıcı Önder. “Arap Baharı’nın Suriye’ye Yansıması ve Türkiye’ye Sığınan Mülteciler.” Dergipark, 12.12.2015 ve Zeynep Karaosman’ın “Suriye Göç ve Sığınma Tarihi” adlı sunumu)

Savaşın Başlangıcı

Suriye’deki isyan güney şehri Dera’da 14 yaşındaki bir çocuğun okul duvarına yazdığı bir cümleyle başladı. Duvardaki yazı “Şimdi sıra sende Esad” diyordu. 

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/34/Anti_Assad_graffiti_on_walls_march_2011_syria.jpg
Jan Sefti. The phrase “Down with Bashar” (liyaskuṭ Baššār), during the Syrian Uprising 2011.

İktidar karşıtı tek bir söylemin bile hapse girmek için yeterli olduğu bir ülkede böyle bir cümleyi duvara yazmak oldukça cüretkar bir hareketti ve bedeli büyüktü. Yazının fark edilmesiyle birlikte 15 öğrenci tutuklandı; psikolojik ve fiziksel işkencelere maruz kaldılar. Çocuklarının serbest isteyen aileler “Çocuklarınızı unutun” cevabı alınca, Dera’daki yüzlerce insan sokaklara döküldü ve böylece 15 Mart 2011’de Suriye’deki barışçıl protestolar başlamış oldu. Talep edilen ise çocukların serbest bırakılması ve diktatörlüğün sona ermesiydi. Dera’da şiddet içermeyen bu gösteri Suriye polisinin sert müdahalesi ve dört protestocuyu öldürmesiyle sonlandı.

Ertesi gün ise sokakta on bine yakın protestocu vardı. Öfkeliydiler ve haklı taleplerini yine barışçıl bir şekilde dile getirdiler fakat bir önceki günden daha da sert bir müdahaleyle karşılaştılar. Altı protestocu Suriye polisi tarafından katledildi ve yüzden fazla insan yaralandı. Sonraki hafta isyan büyüyerek, yolsuzluğa ve insan hakları ihlallerine karşı ülke çapında yayılan bir sivil başkaldırıya dönüştü. Esad, tutuklanmalarından 15 gün sonra çocukların serbest bırakılmasını istedi, fakat isyan ülke geneline çoktan yayılmıştı. Hükümet, gösterilere geniş çaplı tutuklamalar, işkenceler, polis şiddeti ve sansürle karşılık verse de gösteriler büyümeye devam etti. Nisan ayının sonuna doğru Beşşar Esad, direnen şehirlere ve kasabalara karşı büyük ölçekli askeri bir harekat başlattı. Harekata katılan tanklar, piyadeler ve ağır silahlar kısa sürede büyük sayılarda sivil can kayıplarına neden oldu. Yani özetle artık yolsuzluğa, çok yüksek oranlarda olan işsizliğe, zorbalığa kısacası diktatörlüğe boyun eğmek istemeyen Suriye halkının barışçıl gösterileri ile başlayan protestolar, Suriye rejiminin kendi halkına uyguladığı yoğun şiddetle karşılık buldu. İsyancılar, silahlanarak başkaldırdı ve Esad rejimi mahalleleri ve kasabaları yok etmek için tankları gönderecek kadar ileri gitti ve savaş başladı.

Suriye’deki iç savaşta taraflar

Savaşın başında sadece iki taraf vardı; Beşar Esad rejimine karşı direnen halk ve Beşar Esad ordusu. Fakat zaman ilerledikçe savaş çok farklı şekillere evrildi. Esad’ın sivil halka karşı orduyu kullanması ordu içinde bölünmelere sebep oldu. Askeri baskıların ardından, pek çok askerin göstericilere katılmak için firar etmesiyle göstericiler de silahlanmaya başladı. Askerlerin ve sivillerin oluşturduğu bu grup kendilerine “Özgür Suriye Ordusu” ismini verdi. Ve böylece ufak çaplı çatışmalar yerini muharebelere bırakmış oldu.

Aynı zamanda başlarda Esad rejimine karşı olarak başlayan isyanlar, dini bir çatışmaya dönüştü. Bir tarafta ülkedeki Şiiler’i temsil ettiğine inanılan Esad’ın ordusu, diğer bir yandan iktidarı ele geçirmek isteyen Sünniler’in Özgür Suriye Ordusu savaşta yerini aldı. Savaşın dini bir çatışmaya evrilmesiyle, bölgedeki diğer radikal cihatçı grupların Özgür Suriye Ordusuna katılması da uzun sürmedi.

2012 yılı sonunda ise bölgedeki diğer güçler de savaşa dahil oldu. Suriye Devleti’nin en büyük destekçisi İran, bölgeye asker ve silah yardımı yaparken, buna karşılık zengin Körfez ülkeleri ve Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nun en büyük destekçileri oldu. Suriye’deki sivil savaş artık tamamen boyut değiştirmiş ve ülkeler arası politik bir rekabet savaşına dönüşmüştü. Lübnan’da bulunan İran destekli Hizbullah da Esad’ın destekçisi olarak savaşa dahil oldu. Buna karşılık olarak Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri cihatçılardan oluşan Özgür Suriye Ordusu’na daha çok para ve silah yardımında bulundu.

2014 Şubat ayı ise savaşın dönüm noktalarından biri oldu. Özgür Suriye Ordusu’ndaki çoğunlukla El Kaide merkezli cihatçılar anlaşmazlıklar nedeniyle ayrılıp kendi ordularını kurdular ve adlarını “ISIS” ya da bilinen diğer ismiyle IŞİD (Irak ve Şam İslam Ordusu) koydul. IŞİD Esad rejimine değil, Özgür Suriye Ordusu’na ve Kürtler’e savaş açtı ve tüm bölge için büyük bir tehdit haline geldi. IŞİD ile en büyük mücadeleyi veren ülkenin kuzeyindeki Kürt ordusuydu. 2016 yılı ağustos ayında ise Türkiye, Suriye’deki Kürtlerin olduğu bölgelere askeri müdahale düzenledi. 2017 yılında Esad halka karşı yeniden kimyasal silahlar kullandı. 2018 ve 2019 yıllarında ise Türkiye Suriye’ye iki operasyonda daha bulundu.

Başta ülkedeki durumun iyileştirilmesi amacıyla ortaya çıkan içi savaş, tarafların kendi içinde bölünmesi sonucu bir çıkar çatışmasına döndü. Bu çatışma süresince ise en çok zararı gören kesim bir taraf tutmak istemeyen siviller oldu.

https://www.ihh.org.tr/haber/suriye-savasinin-8-yili

Savaşın Etkileri

2011 yılından bu yana devam eden savaşın bilançosu Suriye halkı için oldukça ağır oldu. Açıklanan sayılara göre; 22 bini çocuk, 13 bini kadından oluşan 115 bin sivil, toplamda ise 50o bin insan savaşa bağlı öldü. 5 milyondan fazla insan ise yurt dışına, 7 milyon insan da ülke içinde zorunlu göçe maruz bırakıldı. 

Fiziksel savaşın sona erdiği ve hayatın devam ettiği bölgelerde yaşayan Suriyeliler ise ciddi bir ekonomik savaşa karşı mücadele etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler’in açıklamasına göre Suriye’de bulunan halkın %83’ü yoksulluk sınırı altında yaşıyor. 

166 milyon insanı barındıran başkent Şam’da işsizlik en büyük sorunlardan biri. Ülkelerinden ayrılmayıp kamplarda yaşamak zorunda kalan yurttaşlar ise özellikle kış aylarında iyice zorlaşan yaşam koşulları altında hayatlarını idame etmeye çalışıyor.

Ülkemizdeki Suriyelilerin Hukuki Statüleri

Türkiye’de bulunan kayıtlı 3 buçuk milyonun üzerindeki Suriyeli bilinenin aksine mülteci ya da sığınmacı statüsüne sahip değil. Bunun sebebi ise Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Göç Hukuku’na göre Avrupa dışından gelen kişileri mülteci olarak kabul etmemesidir. Dönecek stabil ve güvenli bir ülkeleri olmayan bu insanlar sığınmacı statüsüne de sahip değiller. Bunun sebebi ise sığınmacı statüsünün mülteci statüsü kazanmak için başvuruda bulunmuş, ancak başvurusu hakkında henüz karar verilmemiş olan kişileri ifade etmesidir. Basit bir ifade ile sığınmacı, mülteci olma yolunda olan kişidir. Sonuç olarak, Türkiye’de bulunan Suriyeliler, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile bu kanuna dayanarak çıkarılan Geçici Koruma Yönetmeliğine tabii olup pek çok mültecilik hakkının tanınmadığı belirsiz Geçici Koruma statüsüne sahiptirler.

Ülkemizdeki Suriyeli Sığınmacılar Hakkında Çok Sorulanlar*

Özellikle sosyal medyada ve basında Suriyeliler’in temsil edilme şekilleri ve önyargılara dayanan paylaşımların sürekli tekrar edilmesi kitlelerde Suriyeliler’e karşı olumsuz bir algıya sebep olmaktadır. Bu bağlamda medya organlarının da etkisi ile toplumsal düşünüşümüzde Suriyeliler hakkında  çoğunlukla önyargı ve yanlış saptamalardan oluşan yargılar şekillenmektedir.

*(Bu başlık altında yararlandığımız bilgiler derlenmiştir: Mülteciler Derneği, “Suriyelilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar”, 2. Baskı, 2020.)

Çıkarımlarımız ve Hislerimiz 

Bizler bu araştırma sürecinden önce Suriyeliler ve Suriye’deki savaşın durumu hakkında pek çok konuda kulaktan dolma bilgilere sahiptik. Bu kulaktan dolma bilgilerin ise pek çoğu yanlıştı ve kafamızda Suriyeliler hakkında yanlış bir algının, profilin oluşmasına sebep olmuştu. Bu bağlamda Zeynep Karaosman’ın yaptığı sunum doğrultusunda Suriye’deki savaş öncesi dönem, savaşın çıkışı ve çıkış nedenleri, savaşın etkileri ve tarafları olmak üzere birçok konuda bilgi sahibi olduk. Edindiğimiz bilgiler doğrultusunda Suriyeliler hakkında önceden kafamızda oluşmuş yanlış algıları ortadan kaldırarak, ülkemizdeki Suriyeliler, onların burada bulunma amaçları ve nedenleri hakkında daha farklı, daha insancıl ve daha doğru  bir perspektif kazanmış olduk.

Teşekkürlerimizle

Okulumuz İELEV Özel Lisesi’ne gelip bizlere sunum yapan Zeynep Karaosman’a, bizlere verdiği bilgiler ve bu yazımızda da kullandığımız kaynakça desteği için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Kaynakça:

Özdemir, Çağatay. “ Suriye’de İç Savaşın Nedenleri: Otokratik Yönetim mi, Bölgesel ve Küresel Güçler mi?”. Dergipark, 2016 Kış.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/301340 (Erişim tarihi: 04.03.2020 )
Kömürcü, Mehmet Can. “Suriye’de Neden İç Savaş Çıktı”. Milliyet Gazetesi, 26.01.2018.
https://www.milliyet.com.tr/suriye-de-neden-ic-savas-cikti–molatik-300/,(Erişim Tarihi: 04.03.2020)
SAĞSEN, İlhan, (2011), Arap Baharı, Türk Dış Politikası ve Dış Algılaması, Ankara: Ortadoğu Analiz, Cilt: 3
Benek, Sedat. “Türkiye-Suriye İlişkilerinin Sosyal Coğrafya Açısından Tarihsel Arka Planı”. Dergipark, 2016. 
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/223124     (Erişim tarihi: 04.03.2020)
Karkın Veysel, Yazıcı Önder. “Arap Baharı’nın Suriye’ye Yansıması ve Türkiye’ye Sığınan Mülteciler.” Dergipark, 12.12.2015.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/367636  (Erişim Tarihi: 04.03.2020 )
Mülteciler Derneği, “Suriyelilerle İlgili Doğru Bilinen Yanlışlar”, 2. Baskı, 2020 
https://multeciler.org.tr/suriyelilerle-ilgili-dogru-bilinen-yanlislar/

(Erişim Tarihi 04.03.2020)

Alanda çalışan STK’lar / NGO’s, die zum Thema arbeiten:

Göçmen Dayanışma Mutfağı, Tarlabaşı: https://www.facebook.com/GocmenDayanismaMutfagi/

Enzo Ikah
https://www.youtube.com/watch?v=P7pJpGRPhEE

Mülteciler ve Sığınmacılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
https://multeciler.org.tr/

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği
https://sgdd.org.tr/

Belgeseller Türkiyede Göçmen Olmak / Dokumentarfilme Geflüchtete in der Türkei

Refugee Here I am
https://vimeo.com/132975047

Mr. Gay Syria
https://www.youtube.com/watch?v=7D8x4ZSJQUA (German Sub Trailer)
https://www.imdb.com/title/tt6220252/

Flucht aus Syrien in die Türkei 

Unsere Referentin Zeynep Karaosman berichtete uns zunächst von der Situation in Syrien vor dem Krieg, als Syrien noch ein beliebter Urlaubsort war. Sie erzählt von Spannungen zwischen Regierung und Opposition schon zu dieser Zeit. Dann vermittelt sie uns anschaulich die Komplexität des Krieges und der internationalen Verstrickungen.

Noch bevor die Zusammenstöße begannen, klagten Syrer und Syrerinnen unter Präsident Bashar Assad, der im Jahr 2000 seinen Vater Hafiz Assad ersetzte, über hohe Arbeitslosenquoten, Korruption und mangelnde politische Freiheit. Als die Regierung Gewalt, Folter und sogar Mord einsetzte, um die Opposition zu unterdrücken, verbreiteten sich Demonstrationen, die den Rücktritt des Präsidenten forderten, im ganzen Land.

Anhänger der Opposition bewaffneten sich zunächst, um sich zu verteidigen und dann die Sicherheitskräfte aus ihren Regionen zu vertreiben. Sie nannten sich freie Syrische Armee (FSA). Die FSA bestand überwiegend aus desertierten Militärs und Polizei des Assad-Regimes, die nicht mehr gegen die eigene Bevölkerung missbraucht werden wollten. Assad machte deutlich, dass er dies unterdrücken werde, auch indem er die Menschen als “Terroristen mit externer Unterstützung” bezeichnete.

Ein Bild des Graffitis, das harsche Reaktionen und Festnahmen und infolgedessen Proteste großer Teile der Bevölkerung gegen die Regierung auslöste. Quelle: Jan Sefti. The phrase “Down with Bashar” (liyaskuṭ Baššār), during the Syrian Uprising 2011.

Die Gewalt nahm rasch zu und das Land geriet in eine Bürgerkriegs-Spirale. Während des Bürgerkriegs entstanden verschiedene Gruppen. Spätestens ab dem Zeitpunkt ging es weit über den Krieg zwischen Assad-Anhängern und Gegnern hinaus.

Zahlreiche Organisationen und Länder mit jeweils eigenen Agendas erschweren es einen Überblick über die Situation zu bekommen und führen zu einer Verlängerung des Krieges. Einige Gruppen nutzen die Situation um Hass zwischen der sunnitischen Mehrheit und der alawitischen Minderheit zu schüren. Diese Spaltungen führten zu Massakern und zur Verringerung ihrer Hoffnungen auf Frieden. Gleichzeitig führte dieses Umfeld zu einer Stärkung von Organisationen wie ISIS und Al-Qaida. Die im Namen eines heiligen Krieges (Jihad) brutal gegen Zivilisten, die freie syrische Armee und syrische Kurden vorgehen.

Syrische Kurden wurden folglich von Seiten des Assad-Regimes und Teilen der Opposition bedroht und versuchen im Norden einen eigenen Staat zu gründen. Dies fügt dem Krieg eine weitere Dimension hinzu.

Die wichtigsten Unterstützer der Regierung sind Russland und der Iran. Die USA, die Türkei und Saudi-Arabien unterstützen unterschiedliche Teile der Opposition. Russland, das vor dem Krieg Militärstützpunkte in Syrien hatte, startete 2015 Luftangriffe, um das Regime zu unterstützen, und diese Angriffe spielten eine wichtige Rolle bei der Änderung des Kriegsverlaufs zugunsten von Assad. Während die russische Armee sagte, sie ziele nur auf “Terroristen” ab, argumentieren Aktivisten oft, dass auch Oppositionelle und Zivilisten getötet werden.

Es wird angenommen, dass der Iran Hunderte von Truppen entsandt und Milliarden von Dollar ausgegeben habe, um das Assad-Regime zu unterstützen. Tausende schiitische Milizen, die meisten davon Mitglieder der libanesischen Hisbollah, die ebenfalls aus dem Irak, Afghanistan und dem Yemen stammten, wurden vom Iran bewaffnet, ausgebildet und bezahlt.

Die USA, Großbritannien, Frankreich und andere westliche Länder unterstützten die Gegner, die sie als “moderat” betrachteten, in unterschiedlichem Maße. Eine globale Koalition führt seit 2014 Luftangriffe auf ISIS-Kämpfer in Syrien durch und hat dem kurdischen und arabischen Milizbündnis der Syrischen Demokratischen Kräfte (SDG) geholfen, Land aus den Händen der Jihadisten zu gewinnen.

Saudi-Arabien wollte den iranischen Einfluss reduzieren, das Land stellte Rebellengruppen Waffen und Geld zur Verfügung. Israel hingegen ist so besorgt über iranische Waffen, die zur Hisbollah gehen, dass es Luftangriffe in Syrien durchgeführt hat, um dies zu verhindern.

Frau Karaosman führte uns vor Augen, dass wir selbst nur wenig über die Geschichte Syriens und des Krieges wussten. Sie zeigte uns zudem Schlagzeilen aus Zeitschriften und Social Media über syrische Geflüchtete in der Türkei und widerlegte diese anhand von Quellenmaterial systematisch. Es war erschreckend zu bemerken, wie sehr wir alle von Medien beeinflusst sind und wie negativ und schlicht falsch in der Presse über Syrer_innen und ihre Lebensbedingungen in der Türkei berichtet wird. In diesem Zusammenhang ist die Broschüre “Doğru Bilinen Yanlışlar” (Verbreitete Fehlannahmen) des Mülteci Derneği’s zu empfehlen, die wir bei der Veranstaltung bekamen. Sie steht hier zum Download bereit:
https://multeciler.org.tr/wp-content/uploads/2020/01/dogru-bilinen-yanlislar-2020-2.pdf

Es ist wichtig offen zu bleiben und die eigenen Voreinstellungen immer wieder zu überprüfen.

Doğa und İlayda

Textquellen und Adressen von NGO’s, die zum Thema arbeiten findet ihr vor dem deutschen Text, also am Ende des türkischen Textes.