Milliyetçilik – Nationalismus

Milliyetçilik

Bu sunum “Ayrımcılığın Gözlerinin İçine Bakmak” kulübümüzün kapsamında, 10 Ekim tarihinde Serdar Tiryaki tarafından yapılmıştır.

Serdar Tiryaki’nin sunumunda “Milliyetçilik” kavramının çeşitli anlamlarını ve bu kavramın tarihsel olarak 21. Yüzyıl’a kadar nasıl değiştiğini gördük. Milliyetçiliğin ne olduğunu kavramak için tarihsel değişimine bakmanın önemli olduğunu aktaran Tiryaki, bunun için terimin feodal dönemdeki kullanımına ve pratiklerine bakmak gerektiğini iletti. Sunumda, feodal sistemdeki ekonomik grupların hiyerarşik dağılımına ve bundan dolayı oluşan “azınlık” kavramına baktık. Feodal dönemde genel olarak ortaya koyabileceğimiz dört farklı sosyo-ekonomik sınıf olduğunu gördük: Kral, baronlar, şövalyeler ve köylüler. Kral idari işlere bakar, baronlar toprak ağalarıdır, askerler askeri düzenlemelere bakar ve köylüler de işe yarayan tek şeyi yaparlar yani üretirler. Üreten sınıf olmasına rağmen, toplumun en altında yer alan köylü sınıfı, en çok ezilen sınıftır. 

Tiryaki, “Sınıfsal ayrımcılık feodal dönemde de en az bugünkü kadar ağırdır. Hatta o zamanlar, ayrımcılığın din, mezhep, cinsiyet ve yaş açılarından çok daha ağır olduğu fikrindeyim. Bu konuya ilişkin şahsi görüşüm, sınıfsal ayrımcılığın modern döneme nazaran daha doğrudan olmasının kültür, cinsiyet ve yaşa ilişkin ayrımcılığın formunu daha açık ve doğrudan kılmış olmasıdır. Köle sistemine yakın olan bir serf sistemi işlediğinden, bu doğrudanlığa en iyi örnek zorla çalıştırma ve erken yaşta işe başlatmadır. Feodal dönemde her şey kötü anlamda olabildiğince açıktı. Ekonomik sömürü daha örtük hale geldikçe ayrımcılık da gizleniyor denebilir.” dedi. Sunumda adı anılan Ernest Gellner’in Uluslar ve Ulusçuluk kitabında da belirttiği gibi milliyetçiliğin oluşması için milliyetini yaratmış devlete ihtiyaç vardır ki, tektip ve mutlakiyet iddiası taşıyan bir anlayış dayatılabilinsin (Gellner, 2013: 4). 

Milliyetçiliği oluşturan etmenleri anladıktan sonra, Modern döneme ayak basmış olduk. Teknik, bilimsel ve sosyal devrimler yoluyla üretim ilişkilerinin de değişmesiyle millet kavramının daha yerleşik bir hale geldiğini; Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi ile kavramın, feodal sisteme karşı devrimci bir gelenek oluşturduğunu anladık. Devrimlerin başarıyla gerçekleşmesinden sonra ise millet-milliyetçilik ilişkisinin dinamiklerine baktık. Çoğu zaman milletlerin birleşerek kendi etnik gruplarının milliyetçiliğini yaptıklarını zannederiz, oysa sunumda da alıntılandığı üzere, İtalyan devlet insanı ve ressam Massimo D’Azeglio, Gellner’ın ifadesine uygun biçimde dediği gibi: “İtalya’yı kurduk, şimdi İtalyanları kurmalıyız.” Milliyetçilik idealinin kendisi, milletleri belirler ve bu tür bir birliğin oluşması için belirli tarihsel ön şartlar vardır. Serdar Tiryaki’nin sunumunda bu şartlar şöyle sıralanmıştı:

 1. Tarihi bir toprak/ülke ya da yurt

2. Ortak mitler ve tarihi bellek

3. Ortak bir kitlesel kamu kültürü

4. Bütün fertler için geçerli ortak yasal hak ve görevler

5. Ortak bir ekonomi

Görülebileceği üzere, modern dönem milliyetçiliğinin oluşması için öncelikle bir burjuva demokrasisinin gelişmesi, milli bir ekonominin kurulması ve bir ortak tarihin oluşması gerekir.

Modern Türkiye’nin kuruluşunda meydana gelen bu tip en büyük olaylardan birisi “Adana Katliamı”dır. 1909 yılında, “İttihat ve Terakki Cemiyeti” hala Osmanlı İmparatorluğu’nda yönetimdeyken ortaya çıkan bu olayda 20.000-30.000 Ermeni kişi öldürülmüştür.

Milliyetçiliğin tarihsel ve kavramsal durumunu genel anlamda belirledikten sonra, bu durumun Türkiye ve Osmanlı özelinde gelişimine baktık. Sunumun bana en büyük katkısı ve benim de en çok merakla dinlediğim kısım, bunun Türkiye özelinde nasıl geliştiğiydi. Okulda Türkçe ve tarih derslerinde gördüğümüzden daha farklı, daha gerçekçi ve açık bir tarih anlatımıyla karşılaştım. O dönemde çizilmiş ve yazılmış belgeleri görmek de aynı şekilde çok ilgi çekiciydi. Türkiye’de “İttihat ve Terakki” gibi örgütlenmelerle gelen Türkçülüğü, Türkleştirme politikalarının izlediğini; bu politikaların ekonomi, bürokrasi, dil, eğitim ve kültür alanlarında etkili olduğunu gördük. Bu politikaların ekonomi alanında azınlıkların daha fazla vergilendirilmesi, milli ticaret birlikleri ve ticarette Türkçe zorunluluğu; eğitimde Türkçe’nin tek dil olması, öğretmenlerin ana dilinin Türkçe olması gerekliliği ve zorunlu Türk tarihi eğitimleri; kültür ve dilde ise “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyası ve Türkçe’nin tek resmi eğitim dili ilan edilmesi gibi sonuçları oluyor.  Bunları görmek de şaşırtıcı bir deneyimdi benim için ancak en karanlık ve “şaşırtıcı”dan ziyade korkunç diyebileceğim politikaları en son gördük. Bunlar da şiddet eylemleri (6-7 Eylül), ve mübadelelerdi. Politikaların korkunç olmasındaki ana sebep, yıllara yayılan biçimde planlı bir ırkçı uygulamalar dizisine sebep olmasıydı. Sunumun sonunda, tarihten kopup günümüze geldik ve anketlerle karşılaştık. Anketler farklı kimliklerle “komşu olma” isteği üzerineydi. Ankete katılanlar, sırasıyla Türk, Sünni, dindar kişilerle komşuluk etmek istediklerini söylüyordu, listenin sonunda ise eşcinseller vardı. (Resim 1, Resim 2)

Türkiye’de her tür ayrımcılığın böyle incelmiş bir halde gözleniyor olması gündemle ilgili çok şey öğrenmemi sağladı. Sunum için Serdar Tiryaki’ye sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.


Kaynakça

https://www.khas.edu.tr/uploads/turkiye-sosyal-siyasal-egilimler-arastirmasi-2018.pdf (s. 101/102)
Serdar Tiryaki sunumu (2019, Ekim)
Gellner, Ernest, Uluslar ve Ulusçuluk, 2008, Hil yayınları.

Alanda çalışan STK’lar / NGO’s, die zum Thema arbeiten

Hrant Dink Vakfı
https://hrantdink.org/tr/

Milliyetçilik

Während des Vortrags von Serdar Tiryaki, haben wir viel über die historische und theoretische Entwicklung von Nationalismus und seinen Auswirkungen im osmanischen Reich gelernt. Nachdem wir uns mit dem Thema Nationalismus theoretisch befasst haben, haben wir die Unterschiede und Gemeinsamkeiten von Nationalismus im osmanischen Reich und in der neu gegründete modernen Türkei besprochen und diskutiert. Wir haben uns die historischen Ereignisse angeschaut, die während der Gründung der modernen Türkei stattfanden.

Eines der größten Beispiele von diesen nationalistischen Ereignissen, während der Gründung der modernen Türkei, ist das “Massaker von Adana”. Im osmanischen Reich wurden 1909 20.000-30.000 Menschen der armenischen Bevölkerung getötet.

Im Anschluss an den inhaltlichen Teil, haben wir uns die Ergebnisse der jährlichen Meinungsstudie TSSEA (übersetzt: Soziale und Politische Einstellungen in der Türkei) angeschaut. Die Fragen bezogen sich u.a. darauf, welche Nachbarn man sich Wünsche bzw. nicht wünsche. “Welche Personengruppen hätten Sie gerne als Nachbar/in?”. Die Antworten zeigten die Reihe von beliebten und diskriminierten Menschengruppen in der Türkei. Die beliebteste Menschengruppe waren “Türken” und die Gruppe, die am meisten Ablehnung erfuhr waren homosexuelle Menschen. Auch die Ablehnung gegenüber Geflüchteten ist laut Umfrage groß. Es mag für manche überraschend sein, dass auch türkische Staatsbürger/innen, sofern sie als kurdisch, arabisch oder alevitisch gelten häufig Ablehnung erfahren. Dies zeigt mir persönlich, dass die Vorurteile noch immer sehr hoch sind. Ich danke Serdar Tiryaki für seinen Vortrag.

Tibet

Textquellen und Adressen von NGO’s, die zum Thema arbeiten findet ihr vor dem deutschen Text, also am Ende des türkischen Textes.